Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
İlhan Hayırlıoğlu
Köşe Yazarı
İlhan Hayırlıoğlu
 

AŞAĞILARIN AŞAĞISININ SIRRI

İnsanı en güzel biçimde yarattık.  Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. (Tin-5) Muhakkak ki biz, dünya semasını( uzayını), yıldızları ziynet kılarak süsledik.(Saffat-6)           Böylece onları iki günde, yedi kat sema(uzay) olarak yarattı. Ve her sema katına kendi işini bildirdi. Ve, dünya semasını, lambalarla, kandillerle süsledik, ve onu koruduk. İşte bu, her şeye gücü yeten, alim Allahın takdiridir. (Fusillet-12)   Ve andolsun ki, dünyanın semasını(uzayını) lambalarla, kandillerle süsledik. (Mülk-5) İnsanoğlunun, aşağıların aşağısına indirildiği bilgisi, yalnızca Tin-5 ayeti ile sınırlı olsaydı, manalandırmak, anlamlandırmak çok kolay olurdu. Üzerinde yaşadığımız yeryüzü, dünya, aşağıların aşağısında, başımızı kaldırıp, gökyüzüne baktığımızda, yükseklerde, üste olduklarını çok açık ve kesin olarak gördüğümüz ayın, güneşin, yıldızların da dünyanın yukarısında, üstünde olduklarını anlayacaktık. Yıldızlar yeryüzünden uzaklıklarına  göre de daha yukarılardakiler, daha üstekiler diyerek, yedi kat semayı,  gördüklerimizle son derece uyumlu bir anlamlandırmak , manalandırmak kaçınılmaz olurdu, Fakat, Saffat- 6 , Fussilet-12, Mülk-5 ayetlerin bildirdiği inanılmaz bir bilgi var. Başımızı kaldırıp  yukarıda, üste gördüğümüz, yukarıda üste olduklarına kesinlikle inandığımız, gökyüzündeki bütün yıldızlar,  aşağıların aşağısındaki dünyanın semasını lambalar, kandiller olarak donatan  süslermiş. Tin-5 ayetini, bu bilgiye uygun olarak manalandırmak, anlamlandırmak, sırrını çözmek nasıl mümkün olabilecekti.? Bin dört yüz yıl önce, İndirilen kitabın ayetleri insanoğluna, kendisinin asla bilemeyeceği, asla düşünemeyeceği başka alemlerin bilgilerini de veriyordu. Görünmeyen gayb alemlerini,  yedi kat alemleri, en yukarıda alemler olup, aşağıdaki bütün alemleri kuşatan Kürsi’yi, Arş’ı, haber veriyor.                                                                                            İnsanoğlunun değil gökyüzünü, uzayı, yıldızları tanıması, bilmesi, daha üzerinde yaşadığı yeryüzünü, dünyayı tanımasının, bilmesinin çok sınırlı, yetersiz olduğu o çağda, böylesine asla inanılamaz, kavranılamaz, hayal edilemez, düşünülemez olan, yedi kat semaların bilgilerini kim haber verebilir.? Bütün yedi kat semaları, yeri kuşatan kürsi’yi, arş’ı kim haber verebilir? Buna, kimin bilgisi, ilmi yeter.? Düşünenler için, aklını kullananlar için, bu sorunun şüphesiz ve kesin tek bir cevabı var. Bu bilgiyi o çağda, ancak ve ancak, yedi kat semayı, kürsiyi, arşı yaratan Alemlerin Rabbi verebilir, bildirebilir.       Günümüzde bile zor anlaşılan, kavranabilen aşağıların aşağısının sırrını,  yaradılan kitabın enfusi ufuklarına  yazılan ayetlerin okunmasıyla öğrenilen bilgilerle açıklamaya çalışalım. Başımızı kaldırıp, gökyüzüne, aya, yıldızlara baktığımızda, yukarıya, yüksekliklere, üste olanlara baktığımızdan asla şüphe duymayız. Bu yukarıda, yüksekte, üste sanma, zannetme algısı, keskin bir inandırıcılık taşır. Eğer, yukarıda üste gördüğümüz aya, yıldızlara gitseydik, bu sefer, dünyayı görmek için, başımızı yukarıya kaldıracaktık. Oralardan baktığımızda, bu safer, dünyanın yukarıda yükseklerde, üste olduğu algısı keskin bir inandırıcılık taşıyacaktı. Her iki algımız da doğru değildi. Yukarıda, yükseklerde, üste görme algımız  sahteydi, aldatıcıydı, yanıltıcıydı. Şaşırtıcı, inanılmaz hakikat şuydu. İki yüz milyar galaksilerin içindeki, yüz trilyonlarca yıldızlarla donatılarak süslenmiş, otuz beş milyar ışık yılı çapındaki akıllara, hayallere sığmaz büyüklükteki gökyüzü, indirilen kitaptaki ismiyle dünya seması, bilim verdiği isimle  uzay, aşağıların aşağısındaki, madde ve cisimler alemi olan iki boyutlu evrendi. İnsanoğlunun kavramaktan aciz olduğu,  inanılmaz büyüklükteki bu uzay için, yıldızlarla donatılarak süslenmiş, aşağıların aşağısındaki dünyanın seması olduğunu, bin dört yüz yıl önce, Alemlerin Rabbi’nden başka kim söyleyebilirdi? Alemlerin Rabbi’nden başka, bu bilgiyi kim verebilirdi.? Aşağıların aşağısındaki bu iki boyutlu evrende, hiçbir yer, yukarıda, yüksekte, üste değildir. Madde ve cisimler alemi olan iki boyutlu bu evrende, gittiğimiz, gideceğimiz, gördüğümüz, göreceğimiz, bütün yıldızlar, galaksiler, kitabın iki boyutlu sayfası gibi olan,  bir tabakanın, bir kabuğun, örümcek ağı dokusu benzeri şişen bir balon zarının yüzeyindedirler. Kitap sayfasının benzeri olan bu iki boyutlu yüzey, tabaka, zar düz değildir. Üzerindeki yıldızların ağırlıklarına göre, burularak bükülerek, çukurlaşarak, sahte, aldatıcı bir derinlik, yükseklik algısı verir. Ayrıca, ışık, gölge sayısız ayrıntılar, öylesine mükemmel, öylesine hassas ayarlanmışlardır ki, dışarıdan gelen ışık dalgaları, iki boyutlu mekanı, uzayı, yani evreni, insanoğlunun duyu organlarına, yükseklik algısıyla birlikte üç boyutlu olarak gösterir, algılatır. Duyu organlarının algıladığı yükseklik sahte ve aldatıcı olmasına rağmen, o kadar güçlü bir inandırıcılık taşır ki, mekanı, uzayı, evreni üç boyutlu olarak biliriz ve buna inanırız. Günümüzde, bilim benzer yöntemleri taklit ederek geliştirdiği simülatörlerde, üç boyut algısını, yapay gerçeklik olarak oluşturabilmektedir. Mekanda, uzayda gördüğümüz yükseklik algısı sahte, aldatıcı ise, o zaman, sahte olmayan, gerçek, hakiki olan yükseklikler, yukarılar, üstler nerededir.? Yukarılara, yüksekliklere, üstlere çıkan, giden, uzanan yol nerededir.? Yüksekliklere, yukarılara üstlere nereden çıkılabilir.? Cevap, inanılmaz, kavranılmaz bir mucizedir. Yüksekliklere, yukarılara, üstlere uzanan, giden yol, madde ve cisimleri, eşya ve varlıkları oluşturan, var eden, en küçük zerreciklerinin içinden geçiyordu. Yüksekliklere, yukarılara, üstlere çıkabilmek, gidebilmek için, eşya ve varlıkları, madde ve cisimleri var eden en küçük zerreciklerinin içinden geçen yola girilmesi gerekli ve zorunluydu. İndirilen kitapta bu yolun adı Enfusi’dir. Bu yola giren bilimin adı Kuantum fiziğidir. En üste  en büyük alemlere giden yol, en küçük zerrelerin içinden geçiyordu. Nasıl muazzam bir mucize yaratma sanatıydı bu. Bir iğne ucu küçüklüğündeki zerrecik, binlerce kere, yüz binlerce kere, milyonlarca kere, milyarlarca kere parçalandığında, yani içinin içine girildiğinde,  aşağıların aşağısında olan iki boyutlu yüzeyden, tabakadan, o kadar yukarıya, yükseğe, üste çıkılmış, gidilmiş olunur.Afak’tan enfusi ufuklara, görünenlerden, görünmeyenlere doğru o kadar yol , o kadar mesafe alınmış olur. Bu destansı yolculuğu yapan kuantum fiziği, yaratılan kitabın enfusi ufuklarına yazılmış olan ayetleri zerrelerin içinden yukarıya doğru isimlendirerek okuyor. moleküller, elementler, atomlar, elektron, proton, nötron, kuarklar, boyutsuz enerji noktacıkları olan kuantlar, tek boyutlu süper sicimler ve,  evrenin büyüklük bakımından yanında çölde bir yüzük halkası kadar kaldığı, evrenin bir üstündeki  on bir boyutlu olan, ışık hızından çok daha hızlı titreşen tek boyutlu tünellerden var edilen komşu alem süper uzay, devamında daha yüksekliklerde, yukarılarda, üstlerde olan, yüzlerce boyutlu, binlerce boyutlu, milyonlarca, trilyonlarca boyutlu yedi kat alemleri, ve aşağıdaki bütün alemleri kuşatan, trilyonlarca boyutlu kürsi’yi, sonsuz boyutlu arş’ı, fizikomatamatiğin diliyle  insanoğlu seziyor, ipuçlarını, izlerini görüyor. Bin dört yüz yıl önce, hiçbir insanoğlunun asla düşünemeyeceği, hayal edemeyeceği bu inanılamaz, kavranılamaz  kainatı, bin dört yüz yıl sonra yaratılan kitabın enfusi ufuklarına yazılan ayetleri okuyan Kuantum fiziğinin  doğrulamasına,  onaylamasına doğru  gidişin  karşısında, indirilen kitabın Alemlerin Rabbi’nin vahyi olduğunu kim yalanlayabilir.?  kim inkar edebilir.? Yalanlayanlardan, inkar edenlerden daha zalim kim olabilir?  
Ekleme Tarihi: 05 Haziran 2021 - Cumartesi

AŞAĞILARIN AŞAĞISININ SIRRI

İnsanı en güzel biçimde yarattık.  Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. (Tin-5)

Muhakkak ki biz, dünya semasını( uzayını), yıldızları ziynet kılarak süsledik.(Saffat-6)      
   
Böylece onları iki günde, yedi kat sema(uzay) olarak yarattı. Ve her sema katına kendi işini bildirdi. Ve, dünya semasını, lambalarla, kandillerle süsledik, ve onu koruduk. İşte bu, her şeye gücü yeten, alim Allahın takdiridir. (Fusillet-12)  

Ve andolsun ki, dünyanın semasını(uzayını) lambalarla, kandillerle süsledik. (Mülk-5)

İnsanoğlunun, aşağıların aşağısına indirildiği bilgisi, yalnızca Tin-5 ayeti ile sınırlı olsaydı, manalandırmak, anlamlandırmak çok kolay olurdu. Üzerinde yaşadığımız yeryüzü, dünya, aşağıların aşağısında, başımızı kaldırıp, gökyüzüne baktığımızda, yükseklerde, üste olduklarını çok açık ve kesin olarak gördüğümüz ayın, güneşin, yıldızların da dünyanın yukarısında, üstünde olduklarını anlayacaktık. Yıldızlar yeryüzünden uzaklıklarına  göre de daha yukarılardakiler, daha üstekiler diyerek, yedi kat semayı,  gördüklerimizle son derece uyumlu bir anlamlandırmak , manalandırmak kaçınılmaz olurdu, Fakat, Saffat- 6 , Fussilet-12, Mülk-5 ayetlerin bildirdiği inanılmaz bir bilgi var. Başımızı kaldırıp  yukarıda, üste gördüğümüz, yukarıda üste olduklarına kesinlikle inandığımız, gökyüzündeki bütün yıldızlar,  aşağıların aşağısındaki dünyanın semasını lambalar, kandiller olarak donatan  süslermiş. Tin-5 ayetini, bu bilgiye uygun olarak manalandırmak, anlamlandırmak, sırrını çözmek nasıl mümkün olabilecekti.? Bin dört yüz yıl önce, İndirilen kitabın ayetleri insanoğluna, kendisinin asla bilemeyeceği, asla düşünemeyeceği başka alemlerin bilgilerini de veriyordu. Görünmeyen gayb alemlerini,  yedi kat alemleri, en yukarıda alemler olup, aşağıdaki bütün alemleri kuşatan Kürsi’yi, Arş’ı, haber veriyor.
                                                                                           İnsanoğlunun değil gökyüzünü, uzayı, yıldızları tanıması, bilmesi, daha üzerinde yaşadığı yeryüzünü, dünyayı tanımasının, bilmesinin çok sınırlı, yetersiz olduğu o çağda, böylesine asla inanılamaz, kavranılamaz, hayal edilemez, düşünülemez olan, yedi kat semaların bilgilerini kim haber verebilir.? Bütün yedi kat semaları, yeri kuşatan kürsi’yi, arş’ı kim haber verebilir? Buna, kimin bilgisi, ilmi yeter.? Düşünenler için, aklını kullananlar için, bu sorunun şüphesiz ve kesin tek bir cevabı var. Bu bilgiyi o çağda, ancak ve ancak, yedi kat semayı, kürsiyi, arşı yaratan Alemlerin Rabbi verebilir, bildirebilir.  
    Günümüzde bile zor anlaşılan, kavranabilen aşağıların aşağısının sırrını,  yaradılan kitabın enfusi ufuklarına  yazılan ayetlerin okunmasıyla öğrenilen bilgilerle açıklamaya çalışalım. Başımızı kaldırıp, gökyüzüne, aya, yıldızlara baktığımızda, yukarıya, yüksekliklere, üste olanlara baktığımızdan asla şüphe duymayız. Bu yukarıda, yüksekte, üste sanma, zannetme algısı, keskin bir inandırıcılık taşır. Eğer, yukarıda üste gördüğümüz aya, yıldızlara gitseydik, bu sefer, dünyayı görmek için, başımızı yukarıya kaldıracaktık. Oralardan baktığımızda, bu safer, dünyanın yukarıda yükseklerde, üste olduğu algısı keskin bir inandırıcılık taşıyacaktı. Her iki algımız da doğru değildi. Yukarıda, yükseklerde, üste görme algımız  sahteydi, aldatıcıydı, yanıltıcıydı. Şaşırtıcı, inanılmaz hakikat şuydu. İki yüz milyar galaksilerin içindeki, yüz trilyonlarca yıldızlarla donatılarak süslenmiş, otuz beş milyar ışık yılı çapındaki akıllara, hayallere sığmaz büyüklükteki gökyüzü, indirilen kitaptaki ismiyle dünya seması, bilim verdiği isimle  uzay, aşağıların aşağısındaki, madde ve cisimler alemi olan iki boyutlu evrendi. İnsanoğlunun kavramaktan aciz olduğu,  inanılmaz büyüklükteki bu uzay için, yıldızlarla donatılarak süslenmiş, aşağıların aşağısındaki dünyanın seması olduğunu, bin dört yüz yıl önce, Alemlerin Rabbi’nden başka kim söyleyebilirdi? Alemlerin Rabbi’nden başka, bu bilgiyi kim verebilirdi.? Aşağıların aşağısındaki bu iki boyutlu evrende, hiçbir yer, yukarıda, yüksekte, üste değildir. Madde ve cisimler alemi olan iki boyutlu bu evrende, gittiğimiz, gideceğimiz, gördüğümüz, göreceğimiz, bütün yıldızlar, galaksiler, kitabın iki boyutlu sayfası gibi olan,  bir tabakanın, bir kabuğun, örümcek ağı dokusu benzeri şişen bir balon zarının yüzeyindedirler. Kitap sayfasının benzeri olan bu iki boyutlu yüzey, tabaka, zar düz değildir. Üzerindeki yıldızların ağırlıklarına göre, burularak bükülerek, çukurlaşarak, sahte, aldatıcı bir derinlik, yükseklik algısı verir. Ayrıca, ışık, gölge sayısız ayrıntılar, öylesine mükemmel, öylesine hassas ayarlanmışlardır ki, dışarıdan gelen ışık dalgaları, iki boyutlu mekanı, uzayı, yani evreni, insanoğlunun duyu organlarına, yükseklik algısıyla birlikte üç boyutlu olarak gösterir, algılatır. Duyu organlarının algıladığı yükseklik sahte ve aldatıcı olmasına rağmen, o kadar güçlü bir inandırıcılık taşır ki, mekanı, uzayı, evreni üç boyutlu olarak biliriz ve buna inanırız. Günümüzde, bilim benzer yöntemleri taklit ederek geliştirdiği simülatörlerde, üç boyut algısını, yapay gerçeklik olarak oluşturabilmektedir.

Mekanda, uzayda gördüğümüz yükseklik algısı sahte, aldatıcı ise, o zaman, sahte olmayan, gerçek, hakiki olan yükseklikler, yukarılar, üstler nerededir.? Yukarılara, yüksekliklere, üstlere çıkan, giden, uzanan yol nerededir.? Yüksekliklere, yukarılara üstlere nereden çıkılabilir.? Cevap, inanılmaz, kavranılmaz bir mucizedir. Yüksekliklere, yukarılara, üstlere uzanan, giden yol, madde ve cisimleri, eşya ve varlıkları oluşturan, var eden, en küçük zerreciklerinin içinden geçiyordu. Yüksekliklere, yukarılara, üstlere çıkabilmek, gidebilmek için, eşya ve varlıkları, madde ve cisimleri var eden en küçük zerreciklerinin içinden geçen yola girilmesi gerekli ve zorunluydu. İndirilen kitapta bu yolun adı Enfusi’dir. Bu yola giren bilimin adı Kuantum fiziğidir. En üste  en büyük alemlere giden yol, en küçük zerrelerin içinden geçiyordu. Nasıl muazzam bir mucize yaratma sanatıydı bu.

Bir iğne ucu küçüklüğündeki zerrecik, binlerce kere, yüz binlerce kere, milyonlarca kere, milyarlarca kere parçalandığında, yani içinin içine girildiğinde,  aşağıların aşağısında olan iki boyutlu yüzeyden, tabakadan, o kadar yukarıya, yükseğe, üste çıkılmış, gidilmiş olunur.Afak’tan enfusi ufuklara, görünenlerden, görünmeyenlere doğru o kadar yol , o kadar mesafe alınmış olur. Bu destansı yolculuğu yapan kuantum fiziği, yaratılan kitabın enfusi ufuklarına yazılmış olan ayetleri zerrelerin içinden yukarıya doğru isimlendirerek okuyor. moleküller, elementler, atomlar, elektron, proton, nötron, kuarklar, boyutsuz enerji noktacıkları olan kuantlar, tek boyutlu süper sicimler ve,  evrenin büyüklük bakımından yanında çölde bir yüzük halkası kadar kaldığı, evrenin bir üstündeki  on bir boyutlu olan, ışık hızından çok daha hızlı titreşen tek boyutlu tünellerden var edilen komşu alem süper uzay, devamında daha yüksekliklerde, yukarılarda, üstlerde olan, yüzlerce boyutlu, binlerce boyutlu, milyonlarca, trilyonlarca boyutlu yedi kat alemleri, ve aşağıdaki bütün alemleri kuşatan, trilyonlarca boyutlu kürsi’yi, sonsuz boyutlu arş’ı, fizikomatamatiğin diliyle  insanoğlu seziyor, ipuçlarını, izlerini görüyor. Bin dört yüz yıl önce, hiçbir insanoğlunun asla düşünemeyeceği, hayal edemeyeceği bu inanılamaz, kavranılamaz  kainatı, bin dört yüz yıl sonra yaratılan kitabın enfusi ufuklarına yazılan ayetleri okuyan Kuantum fiziğinin  doğrulamasına,  onaylamasına doğru  gidişin  karşısında, indirilen kitabın Alemlerin Rabbi’nin vahyi olduğunu kim yalanlayabilir.?  kim inkar edebilir.? Yalanlayanlardan, inkar edenlerden daha zalim kim olabilir?

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve zeytinburnuhaber.org sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.