‘MEYVE-SEBZE ALIM GÜCÜNÜN DÜŞMESİ SEBEBİYLE ULAŞILAMAZ NOKTAYA GELDİ’

Yaptıkları son toplantılarda Türkiye'deki geniş halk kitlelerinin asıl sorunu olan ekonomik sıkıntılar, geçim derdi, yüksek enflasyon ve yoksulluk konularını işlediklerini söyleyen Erbakan, "Türkiye'de uzun zamandır vatandaşın kırmızı et tüketebilmesi neredeyse imkânsız hale gelmişti. TÜİK, son enflasyon hesaplarında dana eti enflasyon sepetindeki ağırlığı azalttı. Çünkü dana eti artık ıstakoz gibi, havyar gibi milyonlarca insan için son derece lüks bir ürün haline geldi. Halk, mecburen kırmızı et yerine kıyma ve beyaz ete yönelmişti. Ancak şimdi maalesef tavuk eti de pahalı olmaya başladı. Bununla birlikte ayçiçek yağı ve pek çok sebze-meyve maalesef alım gücünün düşmesi sebebiyle ulaşılamaz noktaya geldi. Alım gücünüz düşük olursa tüm ürünler pahalı hale gelmektedir." dedi.

‘ÜLKEMİZDE BU YIL GERÇEK ENFLASYON MALİSEF YÜZDE 37’NİN ÜZERİNDE’

Ülkede ayçiçek yağının fiyatının son bir senede yüzde 60, yumurtanın fiyatının yüzde 67, portakal fiyatının yüzde 65 arttığını belirten Erbakan, "Pek çok gıda fiyatı yüzde 50-60 oranında artış gösterdi. Bağımsız araştırmacılar 2020 yılı enflasyon oranını yüzde 37 olarak açıkladı. Gıda enflasyonunun ise yüzde 50 seviyesinde olduğu ortaya konuldu. Buna karşılık asgari ücret maaş zammı yüzde 21, işçi ve memur emeklileriyle memurlara da yüzde 7,5-8,5 oranında zam yapıldı. Gerçek enflasyon rakamları karşısında yapılan zammı matematiksel olarak bir zam olarak değerlendirmek mümkün değildir. Peki, bu noktada bizi kıskanan Avrupa ülkelerine baktığımızda ne görüyoruz? Almanya'da enflasyon eksi yüzde 0,5, Fransa'da enflasyon eksi yüzde 0,1, İtalya'da enflasyon eksi yüzde 0,6, Avrupa Birliği enflasyon ortalaması eksi yüzde 0,3 seviyesindedir. OECD ortalaması da yüzde 1,7 oldu. Bizde ise TÜİK verilerine göre enflasyon yüzde 15, gerçek rakamlar ise yüzde 37, yüzde 40'a dayanmış durumdadır." diye konuştu. Erbakan, "Adeta yağmur gibi yağan zamlar, sürekli artan fahiş vergiler, son 3 senede elektriğin yüzde 93, doğalgazın yüzde 63 artması, son bir senede döviz kurlarının yüzde 40, yüzde 50 oranında artması, sürekli olarak artan akaryakıt fiyatları. Bunun yanında 19 senelik yanlış tarım politikaları sonucunda Türkiye'de maalesef ki uygun fiyatlı ve bol yerli tarım üretiminin ortadan kalkmasının bunlarda hiç payı yokmuş gibi gösterildi. Tek suçlu açgözlü esnaf, komisyoncu ve aracıların olduğu ima edildi. Bu elbette ki kamuoyu vicdanında, toplum nezdinde karşılık bulmadı. Bu senaryo kimseye inandırıcı gelmediği için bu sefer ikinci bir adım daha atıldı. Bu adım birincisinden daha da trajikomik. İktidarın bir gazetesinde sürmanşetten sürdürülebilir fakirlik tüyoları verildi." şeklinde konuştu.

‘ESNAFA VERİLEN DESTEK CEP HARÇLIĞI VE SADAKA DÜZEYİNDEDİR’

Türkiye'de sosyal yardım, sadaka ve zekât ekonomisi işletildiğini söyleyen Erbakan, halkın düştüğü durum ve devletin esnaf ile vatandaşa yaptığı yardımlarla ilgili şunları kaydetti: Geçtiğimiz haftalarda İstanbul Valiliği 2020 yılında 300 bin aileye ayni ve nakdi yardım yaptığını açıkladı. Türkiye'nin sosyo-ekonomik bakımdan en ileri seviyede, gayri safi milli hasılada en yüksek paya sahip olan İstanbul'da 300 bin aile temel ihtiyacını karşılayamadığı için yardım almak durumunda kalıyor. Pandemi dolayısıyla işyerini kapatmak zorunda kalan kafe ve restoran sahiplerine resmi gazetede yayımlayarak bir destek açıklandı. Kaybettikleri cironun yüzde 3'ü kadar destek verilmesi kararlaştırıldı. Salgın nedeniyle neredeyse bir yıldır doğru düzgün iş yapamayan ve perişan durumda olan esnaf için bu destek maalesef ki devede kulak mesabesindedir. Cep harçlığı veya sadaka düzeyinde bir destektir. IMF'nin raporuna göre Türkiye, dünyada pandemi sürecinde vatandaşına en düşük nakit desteği veren 3 ülkeden (Arnavutluk, Meksika, Türkiye) birisi oldu. Peki, bizi kıskanan Almanya bu durumda ne yaptı? Zorunlu olarak devlet eliyle kapalı kalan kuaför, kafe ve restoran gibi işletmelerde ciro kaybının yüzde 75'ini esnafa destek olarak verdi. Biz cirodaki kaybın yüzde 3'ünü verirken bizi kıskanan Almanya yüzde 75'ini ödüyor. Yine salgın sürecinde öğrencilerin internete ihtiyaç duyduğu bir dönemde özel iletişim vergisi yüzde 7,5'ten yüzde 10'a çıkarıldı. Zaten GSM operatörleri tarafından yılbaşında iletişim hizmetlerine zam yapılmıştı. Son zamlarla birlikte iletişim faturaları altından kalkılamayacak duruma geliyor. Hükümet bu süreçte halka yeterince destek olmadığı gibi bir de üstüne vergileri arttırarak kendisine kaynak sağladı. Hükümet vatandaşa bir kaynak üreterek bir katkıda bulunmuyor. Ali'nin cebinden alıp Veli'nin cebine koyuyor.

‘DIŞ TİCARET AÇIĞIMIZ 2020 YILINDA BİR ÖNCEKİ SENEYE GÖRE YÜZDE 60 ORANINDA ARTTI’

Yerli üretime ve ihracata yönelik adım atılmaması sebebiyle ithalata dayalı bir ekonominin hüküm sürdüğünü kaydeden Erbakan, "Türkiye'de üretilen ve yerli üretim diye adlandırılan, üretmek için üretilen ham madde ve malzemenin yüzde 82'sini dışarıdan ithal etmek zorundasın. Yerli ve milli olarak üretildiği iddia edilen ürünün yüzde 82'si aslında ithal ediliyor. Bu sebeple dış ticaret açığımız 2020 yılında bir önceki seneye göre yüzde 60 oranında artarak 50 milyar dolar seviyesine geldi. Böyle bir ortamda sürekli ithalata ve dövize bağlı olduğunuz zaman dövize yönelik talep artar ve dövizi durduramazsınız." dedi.

‘ÇÖZÜM FAİZLERİ YÜKSELTMEK DEĞİL ÜRETİMİ ARTTIRMAKTIR’

Döviz kurlarının ciddi yükselmesiyle hükümetin 2020 yılı içerisinde döviz kurlarının düşürülmesi için 130 milyar dolar döviz rezervini sattığını, bu sebeple Merkez Bankasının döviz rezervinin tarihinde ilk defa eksiye düştüğünü hatırlatan Erbakan, buna rağmen Dolar ve Euro'nun bir türlü düşmediğini söyledi.Erbakan, "Bu da olmayınca bu sefer faizleri yükselterek dövizi düşürelim dediler. Şimdi bugün yüzde 17-18 oranlarına gelen mevduat faizlerinin ve yüzde 20'yi aşan, yüzde 25'e yaklaşan kredi faizleriyle bu sefer Türkiye'de üretim, istihdam, yatırım ve ticaret bitecek. Bu kredi faizlerinin altından özel sektörün ve esnafın kalkması mümkün değil. Bu yüksek faizlerden ise yurt içindeki ve yurt dışındaki faiz lobileri ve rantçılar kazanacak. Sonuçta elde ne döviz rezervi kaldı ne üretim ne yatırım ne istihdam ne ticaret ne alışveriş hiçbir şey kalmıyor. Bu kardeşane uyarımızı hem ülkemize hem de milletimize yapıyoruz. Bu yolun sonu çıkmaz sokaktır. Allah korusun önümüzdeki günlerde 2001 yılındaki krize benzer bir kriz karşımıza çıkabilir. Çünkü ekonomik, matematik gerçekler ve gidişat bunun sinyalini veriyor. 50 milyar dolar dış ticaret açığı, 170 milyar dolar bir sene içerisinde ödemeniz gereken dış borç ve eksi 50 milyar dolar merkez bankası rezervi. Neredeyse kamu yatırımları durma noktasına geldi. Elbette ki çözüm döviz bozdurmak, faizleri yükseltmek veya bakkalı kasabı marketi azarlamak değildir. Çözüm mutlaka ama mutlaka üretimi arttırmak, ihracatı arttırmak, istihdamı arttırmak ve özellikle de katma değerli ihracatı arttırmaktır. Bunun finansmanı da borçlanmayla veya eldeki devlet varlıklarını satarak değil milli kaynakların harekete geçirilmesi, istihdamın ve ihracatın arttırılmasıdır." diye konuştu.

‘PANDEMİYE RAĞMEN TARIMA, HAYVANCILIĞA ÖNEM VERİLMEDİ’

Türkiye'nin bırakın katma değer üretmeyi, tarım, hayvancılık ve temel gıda ürünlerinin üretiminden dahi uzaklaştığını vurgulayan Erbakan, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:Bunu yaşayarak görüyoruz. Yerli üretici borç, faiz, vergi ve zam ekonomisi yüzünden ezilmiş ve kaderine terk edilmiştir. Üreticinin yıllardan beri ihmal edilmesi, politikaların ithalat odaklı yürütülmesi, gerekli desteklerin yerli üreticiye verilmemesi ve sürekli artan girdi maliyetleri maalesef ki yerli üretimi bitirmiştir. Neredeyse pandemi nedeniyle alınan önlemlerde açıklanan destek paketlerinde, teşviklerde, süspansiyonlarda hatta borç yapılandırmalarında çiftçiyi, köylüyü ve yerli tarım ve hayvancılık üreticisini kayıran hiçbir açıklama maalesef yoktur. Yerli ve milli gıdaların ucuz bir şekilde sağlanması en hayati konudur. En son borç yapılandırılmasında çiftçi ve köylü perişan oldu. Kooperatife olan borçlar olması gerektiği gibi değil, faizle yapılandırılıyor. Asıl borçların yüzde 60'ı Ziraat Bankasına ama bu bankaya olan borçlar yapılandırılmıyor. Tüm dünya pandemi sürecinde tarıma, hayvancılığa ve çiftçiye önem verirken ülkemizde gözardı edilmiştir.

‘SİVİL BİR ANAYASININ YAPILMASI ARTIK KAÇINILMAZDIR’

Yeni anayasa tartışmaları ile ilgili de konuşan Erbakan, son olarak şu ifadeleri kullandı: “Muhalefetin büyük bir kısmı yeni anayasaya söylemine karşı çok büyük bir tepkiyle karşılık verdi. İktidar ve iktidar ortağı olarak nitelendirebileceğimiz MHP'nin böyle bir girişimde bulunması makul karşılanabilir. Çünkü daha birkaç aya kadar millet ittifakındaki partilerin kendi aralarında oturup bir anayasa çalışması olduğu ifade edildi. Dolayısıyla onlar da bir anayasa çalışması yapmış, AKP ve MHP'nin yapacağı bir anayasa çalışması da olabilir. Bizim talebimiz meclis dışındaki partilerin de toplumun her kesiminin de oturup karşılıklı konuşmasıdır. Oturulması ve müzakere edilmesi gerekir. Darbe ürünü mevcut anayasa 20 kere değişiklik yapılmış yamalı bohçaya dönmüş bir halde ve düzeltilmesi tamir edilmesi mümkün değil. Yerli, milli, sivil, açık, sarih, inanç, ibadet, fikir özgürlüğünü ve her kesimin insan haklarını garanti altına alacak bir anayasanın yapılması faydalı olacaktır. Ancak, ben yaptım oldu anlayışı ile değil toplumun bütün kesimlerinin mutabakatı ile bir anayasa çalışması yapılmalıdır. Bunu yıllardan beri her kesimden siyasi partiler ve biz de ifade ediyoruz. İnşallah milletimiz için hayırlı sonuçlar getirecek adımlar atılmış olur."