ZeytinburnuHaber

Zeytinburnunun En Büyük Haber Sitesi Zeytinburnu Haber

whatsapp hattı



metin büfe

market

oz damla

elit yapı

sembol

sembol

inşaat
MUSTAFA GÜNAYDIN
MUSTAFA GÜNAYDIN

“ Don Kişot’luğa gerek yok mu? ”

Köroğlu destanını hepimiz biliriz; “Köroğlu küçük bir çocukken, babası, hizmet ettiği beye seçtiği iki tayı beğendiremez. ...

Yazarlar 0 3056

Köroğlu destanını hepimiz biliriz; “Köroğlu küçük bir çocukken, babası, hizmet ettiği beye seçtiği iki tayı beğendiremez. Bu yüzden gözlerine mil çekilerek cezalandırılır. Köroğlu böyle zulüm görmüş bir babanın oğlu olarak büyür, delikanlı olur. Babasının felaketine sebep olmuş taylara da körün tavsiyesine göre bakılmıştır. Bunlardan bir tanesi Köroğlu’nun Kırat’ı olacaktır.

Kırat eşi bulunmaz bir küheylan olunca, kör baba, ona oğlunu bindirir ve intikamını almak için dağ başlarına yollar.

Körün oğlunun adı, bu ayaklanmalardan itibaren artık Köroğlu’dur.

Köroğlu Çamlıbel’de yerleşir; kahramanlığıyla ün salar. Bu şöhretiyle etrafına namlı yiğitler toplar. Bunların bir kısmını mağlup ederek kendine hayran bırakır; onlar Köroğlu’nun vefalı ve fedakâr yiğitleri olurlar. Bir kısmını da kaçırarak kendine yoldaş yapar. Kendi gibi kahraman bu adamlarıyla beylere, paşalara, hükümdarlara ferman okur; onları bunaltan ve titreten bir kuvvet halini alır. Beylerin, paşaların zulmünden kaçan başkaları da gelip ona sığınır. Köroğlu, adi bir haydut olarak kalmaz. Zayıfların hamisi olur. Zenginlerin servetini alarak fakirlere dağıtır.                                                              

Bu arada Köroğlu’nun aşkları, özellikle Bolu Beyinin kızını kaçırmak gibi maceraları olur.                                                           

Köroğlu’nun Çamlıbel saltanatı böylece sürüp devam ederken, tüfek keşfedilir. Köroğlu, bu delikli demiri görüp üzülür. Uzaktan bir hile ile adam öldürüldüğünü öğrenince, artık yiğitliğin tarihe karıştığını anlar.                                                                                                                                                   
‘Delüklü demür çıktı mertlik bozuldu.’ 

‘Eğri kılıç kında paslanmalıdır.’ 

Üstelik devir de değişmeğe başlamıştır. "Delikli demir" dediği tüfek icad olmuş, artık yiğitlik başka türlü anlaşılmağa başlamıştır. Göğüs göğüse, erkekçe, düşmanı yüzünden ve gözünden göre göre döğüşmenin yerini bir yerlere saklanıp arkadan ve uzaktan vurmalar almıştır. Köroğlu'na göre kahpeliktir bu ve kahpelik almış yürümüştür. Dünya sevilmez bir dünya olmuştur artık. Dünyayı terketmek vakti gelmiştir. Köroğlu'da öyle yapar, dünyayı terkedip, alacağını almış vereceğini vermiş bir insanoğlunun huzuru içinde Kırklara karışıp gider.”

Günümüzde hâlâ içimize sindiremediğimiz, haksızlığına katlanamadığımız çok şey oluyor. Biz de; Köroğlu gibi “Delüklü demür çıktı mertlik bozuldu” deyip bir kenara çekilip, “kırklara” karışacağız. Tabii ki rahatımızı düşünüp susmak, eyleme geçmemek de bir tercihdir. 

Toplumda gerçek kardeşliğin kurulması ve sürdürülmesi, fertlerin acılarının dindirilmesinin yolu, kahramanlara göre, bu yoldaki çabaların, başkalarından beklenmeden, kendileri tarafından gösterilmesinden geçerdi. Zaten seçeneğimiz iki tane değil mi?

Ya olayda taraf olup eyleme geçeceğiz, ya da başkalarının bir şeyler yapmasını bekleyip seyredeceğiz.

Ama o zaman adalete, eşitliğe, insanlığa ve insan olmanın haysiyetine uymayan şeyler nasıl değişecek?  

Ne zaman değişecek?...

Kim değiştirecek?....     

“Başkaları mı? dediniz....

Bizler de diğerlerine göre “başkası” olmasaydık, bu düşünce bir çözüm olabilirdi.

Ne yazık ki, aslında “başkası” somut bir kişi değil, soyut bir kişi. Her birimiz bir diğerine göre “başkası” olduğumuza göre, kendisinin de başkası olduğunu göremeyen kişi, eylemi diğer insanlardan bekleyip kendisi de bir şey yapmayacaktır. Bu durumda çözüm için meydan “hampalara”-1 kalıyor demektir.

Meydanı biz bu “hampalara” bırakmamalıyız. O zaman Köroğlu gibi “Delüklü demür çıktı mertlik bozuldu” deyip bir kenara çekilmeyip,“don Kişotluk” yapacağız.Don Kişot yeldeğirmenlerine saldırıyordu!

Don Kişot’ların saldırdığı değirmenler neyi simgeliyor dersiniz?

Biri için duyarsızlığı, diğeri için bencilliği, ötekisi içinse kötülüğü. Kimilerine göre ise cehaleti, öğrenmeye, gelişmeye direnci, haksızlığı, hırsı, doymazlığı, kalleşliği.

Herkesin ortak bir değirmeni olmasa da, her birimizin değirmenleri var. Bu değirmenlerin, yolumuzun üstünde, kocaman kanatlarıyla dönüp saltanat sürerken, insancıkları kanatlarına takarak etrafa savurup perişan etmesine göz mü yumacağız?

Bugüne kadar her birimiz en az birkaç kez duymuş veya kullanmışızdır.Yıllarca birbirimize “Don Kişotluk yapma” veya “Hadi canım, şimdi Don Kişot’luğun lüzumu yok,” diye kızdık ve söylendik. Yaşadığımız toplumda, aykırı gördüğümüz, ucuz kahramanlık diye adlandırdığımız davranışlar için bu tabiri kullandık.

İyi de, bu nasihatlara rağmen Don Kişot’luk yapılırsa ne olur?

Ne mi olur? Meselâ, gülünç duruma düşebiliriz. İnsanlar bize enayi gözüyle bakar. Antipatik oluruz. Sonra, başımıza iş açarız. İnsanları karşımıza alır, düşman kazanırız. Rahatımız kaçar. Bir sürü şeyle uğraşmak zorunda kalırız. Çıkarlarımıza zarar veririz. Amaçladığımız konumlara, unvanlara erişemeyiz. Daha başka ne olsun!

Yapılması gerekenler herkesçe yapılsa, Don Kişot’lara zaten ihtiyaç kalmaz.Demek ki, genelde toplumun çoğunluğunun aldırmazlığı, korkaklığı, bencilliği, sorumluluklarını yerine getirmekten kaçmaları; Don Kişotları ortaya çıkarıyor.

Don Kişot’lar “nemelâzımcı” olmayan, duyarlı insanlar. Benciller arasından değil, sorumluluk sahibi insanların arasından çıkıyor. Bu özelliklerinden dolayı, başkalarının ve toplumu ilgilendiren sorunları, kendi sorunları yapan insanlar onlar…

Konu başlığındaki soruyu şimdi yeniden seslendirelim: “ Don Kişot’luğa gerek yok mu? ” Yürekli, inançlı, adanmış Don Kişot’lar, haksızlığa, cahilliğe, zulme karşı çıkmasınlar da, insanlar kötülerin insafına - daha doğrusu insafsızlığına - kalsın öyle mi? ....

Tabii bu sadece benim görüşüm.Ancak size de sormak istiyorum; bütün bunlardan sonra , “Don Kişot’luğa gerek yok,” diyenler, lütfen ellerini kaldırsın.

Selam ve Dua ile
Mustafa Günaydın     
1-Hampalar; Boş, beleşçi insanlar

Yorum Yaz
Facebook Yorum Yaz
yukarı çık