ZeytinburnuHaber

Zeytinburnunun En Büyük Haber Sitesi Zeytinburnu Haber

whatsapp hattı



metin büfe

market

oz damla

elit yapı

sembol

sembol

inşaat
MUSTAFA GÜNAYDIN
MUSTAFA GÜNAYDIN

İLM-İ SİYASET

Bu yazımda derdimi anlamayanlara, anlamak istemeyenlere, anlatabilmek için müsaade ederseniz edebi metin yazacağım; “Şecaat arz ed...

Yazarlar 1 2010

Bu yazımda derdimi anlamayanlara, anlamak istemeyenlere, anlatabilmek için müsaade ederseniz edebi metin yazacağım;

“Şecaat arz ederken merdi Kıpti sirkatin söyler” ; Koca Ragıp Paşa ünlü beyitinde Ne mi diyor? Anlatmaya çalışayım;

Çingenenin merdi, yiğitliğini gösterirken, karakterini söylermiş. Bir nevi kaş yapayım derken göz çıkarırmış.

Şimdi bunu neden mi yazdım; olayın kişiselleşmesini istemediğimden, isim vermeden, dialoğa girmeden diyeceklerimi demek istiyorum.

Yazdığı metinlere yapılan üç beş yorumla; kerameti kendinden menkul  zanneden bu kişi , okuduğum son metninde, aslında bu kelimeyi ingilizce  yazmış olmasına rağmen, tercüme edersek, “benim geçmişim” diye başlayan, ben falan, filan, fişmekan diye devam eden,  kendi özgeçmişini diğer tabiriyle hal tercümesini yazmış. İnsanın kendisini tanımlaması ne kadar objektif olabilir? Yazdığı hal tercümesinde, gizliden gizliye insanları küçümsemenin gizlenmesi için aşırı mütevazilik (!) göstererek, “Ahlakı Seyyie”’sini  ortaya koymuştur.Nedir bu “Ahlakı Seyyie’ler”; İnsanlarda bulunan, bazen farkında bile olmadığımız kalbi hastalıklar,  kötü huy ve alışkanlıklarımızdır.
 
Kalbin hastalıklarından biri de kibirdir. Kibir; hak ve hakikati kabul etmeyip, kendisini yüksek görmek, başkalarının fevkinde sanmaktır. “Aşırı tevazu kibirdendir.”Kibir Ahlak-ı Seyyie’lerden sadece biridir.

Kibrin sebebi, cehalettir ve muhakeme noksanlığıdır. Halık-ı Azim’in kudret ve azametini düşünen ve bilen bir insan, katiyen kibir ve gurur hastalığına düşmez. Kibir, inkârda çok önemli rol oynadığından Cenab-ı Hak insanları kibirden korumak için Kur’an’da sık sık uyarmaktadır:

“Hem kibirli kibirli yürüme! Zira ne yeri yarabilirsin, ne de boyca dağlara erişebilirsin..”1'' 

“Kibirli davranarak insanlardan yüzünü dönme, çalımlı çalımlı yürüme! Çünkü Allah kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.”2''

Kibir iki kısımdır: Birincisi, Firavun ve Ebu Cehil gibi Allah’a ve Peygamber’e karşı kibirlenip küfre düşmektir. Hazret-i Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kalbinde zerre kadar iman bulunan cehenneme girmez. Kalbinde zerre kadar kibir bulunan bir kimse de cennete giremez.”3''   Bu hadisteki kibir, Allah’a ve Peygamberlere karşı yapılan kibirdir.

İkincisi de insanlardan kendisini büyük görüp, onlarla alay ve istihza etmektir. İnsanlarla alay etmek ve kibirlenmek insanı dinden çıkarmaz;  fakat günahkâr eder. Kibirlenmek, insana karşı da olsa günahtır ve haramdır.  Servetiyle, makam ve mevkisiyle veya ilmiyle kibirlenenlere Allah merhamet nazarıyla bakmaz.

Kalbî hastalıklardan bir diğeri de “ucubtur.”  Ucub; İnsanın fazilet ve ibadetlerine güvenerek, kendini diğer insanlara karşı üstün görmesi ve beğenmesidir.İnsanı ucbe götüren bir çok sebep vardır. İbadet, hasenat, ilim, servet, makam, rütbe ve nesep gibi şeyler insanı ucba düşüren sebeplerdendir. 

Ucbun tehlikelerinden biri de, kişinin kendi ilmini kafi görerek, başkasının ilmine ve fikrine tenezzül etmemesidir. Böyle bir insan, ‘maddî ve manevî  kemalat ve faziletlerden mahrum kalır.’ Zira o insan, her yaptığının doğru, eksikliklerinin ise fazilet olduğunu zanneder.  Başkalarını cahil ve hakir görür, böylece helakete gider. Halbuki insan hüsn-ü zanna memurdur. Yani herkesi kendisinden üstün bilmelidir.  
                                                                                          
Ucba düşen bir insan, kendisini daima metheder, nefsinin ayıplarını görmez. Kerameti kendinden menkul zanneder. Kalbî hastalıklardan biri olan ucbun sebebi de yine cehalettir. Cahil bildiğini sanır ve boş iddialarda bulunur, düşüncesi köksüz ve sönüktür. Bundan dolayı “Cahil yaşayan ölüdür.” denilmiştir.

Hazret-i İsa (as.) “Ben Cenab-ı Hakkın izniyle ölüleri dirilttiğim halde, cahillere söz anlatmakta aciz kaldım.” demiştir. Bundan anlaşılıyor ki, her şey bir şeydir, lâkin cahillik hiçbir şeydir.  Cahil insan cehaletinden mazur değildir. Çünkü öğrenmesi mümkün iken, bunu ihmal etmiştir. Cahilliğin en kötüsü ve en tehlikelisi de bilmediğini bilmemektir. Böyleler kendilerinin her şeyi bildiğini zanneder ve kendilerini büyük göstermeye özenirler. Demek ki, “Hayatta insana en pahalıya mal olan şey cahilliktir.”

Ziya Paşa’nın;  "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" ve "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir / Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" gibi kimi beyitleri darb-ı mesel olmuştur. Darb-ı mesel deyince aklıma ilm-i siyasetle ilgili hikaye geldi.
 
“Vakti zamanında bir medresede çok meşhur bir hoca varmış. Bilgisiyle, tecrübesiyle, yetiştirdiği kişilerle ülkede bilmeyeni yokmuş. Yükselmek, büyük adam olmak isteyen herkes muhakkak bu meşhur hocaya gelip ondan ders alır, onun ilminden yararlanırmış.

Devlet adamı olup büyük mevkilere gelmek isteyen genç bir köy delikanlısı bu hocanın ismini duymuş. Onun ilminden faydalanmak, ondan ders alabilmek için köyünü terk etmiş. Düşmüş yollara. Aylar sonra hocaya ulaşmış.

‘Hocam ne olur beni kabul edin. Beni yetiştirin’ demiş.

Hoca  ‘İlmi diyanet mi, yoksa İlmi siyaset mi öğrenmek istersin’ diye sormuş.Genç köylü: ‘Bana İlmi diyanet öğretin hocam’ demiş. Eğitim başlamış.

Yıllar birbirini kovalar talebe tefsiri yalar yutar, fıkıhta 10 kaplan gücünde olur, tefekkürde her merhaleyi başarıyla geçer. Hocası ‘Artık tamamsın, şimdi de ilmi siyaset öğrenmek ister misin’ diye tekrar sormuş. Köylü genç, ‘Hocam ilmi diyanet bana yeter. Ben köyüme dönmek istiyorum’ demiş.
Genç köyüne dönmüş. Akrabaları kendisini büyük ilgiyle karşılamış. Diyanet konusunda çok derin bilgi sahibi olduğu için, köyün camisine gidip hocanın vaazlarını dinlemek istemiş. Camiye gitmiş. Hocayı dinlerken, duyduklarına inanamamış. Hocanın söylediklerinden hiç memnun olmamış. Tam tersine, hocanın söylediği yanlış uydurma şeyler nedeniyle sinirlenmiş. Bir ara kendini tutamayıp cemaatin içinden yüksek sesle bağırmaya başlamış.

-“Ey cemaat bu gördüğünüz imam yalancıdır, ikiyüzlüdür. Dinimiz adına söylediği her şey yalandır. İnanmayın.İşte bu sözler üzerine camide bir sessizlik olmuş. Herkes dönüp bu sözlerin geldiği yere bakmış. Hoca da gence dönüp kaşlarını çatmış. İtibarı zedelenmesin diye bu sesi susturmak ve durumu kurtarmak için hoca cemaate dönüp bağırmış;

-Ey cemaat-i müslimin sizlere bahsettiğim münafıklardan bir tanesi de burada, aramızda. Allah’a inanmayan, camiye hakaret eden, hocaya başkaldıran cehennemlik kâfir içimizde oturuyor. Tutun onu, gereken dersi verin. Atın dışarı demiş..

Cemaat genci yakalamış. Tekme tokat ve küfürlerle, parça pincik etmiş, sakalını tek tek yolmuşlar. Kan revan içinde canını zor kurtaran genç. Bitkin ve bitap, inliye inliye evine dönmüş. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra genç köylü kararını vermiş. Meşhur hocaya tekrar gidip ‘ilmi siyaset’ öğrenmek gerektiğine inanmış. Yeniden yollara düşmüş. Meşhur hocaya tekrar ulaşmış.

 -‘Hocam ben geri geldim. Şimdi bana ilmi siyaseti öğretmenizi istiyorum’ demiş.Aradan aylar, yıllar geçmiş, genç ilmi siyaset eğitimi tamamlanmış. Genç köylü, hocasının elini öpüp köyüne geri dönmüş. Hemen eskiden dayak yediği camiye gitmiş. Aynı hoca duruyormuş. Yine her şey eski tas, eski hamam. Aynı hoca yine saçma sapan şeyler söylermiş.  İlmi diyanetten sonra ilmi siyaset eğitimini de almış olan genç köylü, cemaat içinde ayağa kalkmış. Hoca yine kaşlarını çatıp gence bakmış. Cemaat kafalarını çevirip ayaktaki gence dönmüş. Sessizlik olmuş. Genç köylü yüksek sesle cemaate seslenmiş;

- “Ey cemaat. Bu hoca efendi doğru söylüyor. Şu görmüş olduğunuz imam eşsiz bir insandır. Yüce insandır. Diyar-ı İslam’ı gezseniz böyle değerli ve mübarek bir adam göremezsiniz. Her kim ki onun sakalından bir kıl kopara ve ala, o kişi hiç şüphe yoktur cennetin kapısını aralıya…

İşte bu sözlerden sonra cemaat bir anda ayağa kalkmış, hoca efendinin üstüne çullanmış. Sakalından bir kıl koparmak isteyen onlarca insanın altında kalan hoca, bir daha o köyde hocalık yapamayacak hale gelmiş Genç köylü de, ilmi siyasetin ne kadar güçlü bir silah olduğunu anlamış….” Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.
Bin sene de okusam, Ne biliyorsun diye sorsalar bana haddimi bilirim derim.  (Mevlana)

ALINTILAR:
1-İsrâ Sûresi, 17/ 37
2-Lokman Sûresi, 31/ 18
3-Müslim, İman 147, 148, 149; Tirmizi, Birr, 610; Ebu Davut, Libas, 26; İbn-i Mâce, Mukaddime, 9; Zühd, 16

Yorum Yaz
Facebook Yorum Yaz
ALİ
BİRİLERİ ÇOK ALINMIŞ,İSTİYORLARKİ HEP ÖVÜLSÜNLER,SEVİLSİNLER BU NE KİBİR ,BU NE GURUR ALLAH ISLAH ETSN
yukarı çık