Sezonun ikinci seminerini gerçekleştiren Ömer Lekesiz, dünyada her şeyin zarf ve mazruf ilişkisi içinde devam ettiğini ifade ederek, camilerin dini bir gösterge olduğunu, ayrıca sembolik bir değer de yüklendiğini söyledi. Lekesiz, konuşmasında  insanoğlunun boşluğun içersinde kendisine uygun bir doluluk yaramak üzere kendisine zarflar oluşturduğunu, kendi varlığını anlamlı kılmak için bu zarfları kulllandığını aktararak, şöyle devam etti: "İmam ve ümmetin olduğu yerde onlara mahsus ortak bir alanın meydana gelmesi kaçınılmazdır. Peygamberin evi aynı zamanda mescittir,son derece kullanıma açık ve sade bir yapısı vardır. Mescid-i Nebevi ilk mescit değil. Ammar bin Yasir'in yaptığı ilk mesciddir. Esasında beşinci mesciddir ama hem ev hem mescit olması onu ilk yapar."

 Camilerin kubbelerden ibaret mekanlar olmadığına işaret eden Lekesiz, "Cami müminler ile bir bütündür. Müslümanların her secdeye gidiş ve kalkışında kendisini bulan bir mimaridir. Cami Müslüman hayatına et ile tırnağın bitişik olduğu gibi bitişiktir" dedi.  

 Yazar Lekesiz, seminerinde Osmanlı saltanatında sonra ortaya çıkan camiler hakkında konuşarak, şu bilgileri verdi: "Günümüzde camiler ilk fonksiyonlarında ciddi manada uzaklaşmışlardır. Sarayların içine yapılan camiler Peygamber Efendimizin mescit, ev, camii kavramından uzaktır. Bunların hiçbirisi Müslümanlara yakışan camiler değildir. Toprağı fethetmek oraya kendi kültürünü işlemek ile mümkündür. İslam sanatı faydacı bir sanattır. Eğer fayda vermiyorsa bunun adı sanat yapmak değildir geyik yapmaktır.