Kara; 19 Kasım Salı günü Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen seminerinde din ve bilim çatışmasını anlattı, dinleyicilerinin ufkunu genişletti. Seminerlerinde çağdaş İslam düşüncesinin önemli meselelerini tarih sırasına göre anlatmayı uygun bulduğunu belirterek konuşmasına başlayan Prof. Dr. İsmail Kara; “Bilim din ilişkisi probleminin kaynağında, Osmanlı Devleti ve İslam dünyasının nereyeyse eş zamanlı olarak Avrupa’da olup bitenleri öğrenmek ve bunun benzerini yapmak durumuyla karşı karşıya kalması sonucu askeri modernizasyonla başlayan süreç vardır. Bunun sebebi doğrudan doğruya askeri mağlubiyetlerle ilgilidir. Askeri mağlubiyet meselesinin gerçek ağırlığını anlamak için 4-5 asır Avrupa’ya meydan okumuş bir devletin mağlubiyetini düşünmek lazım. Bugünün şartlarındaki askeri mağlubiyetle o zamanın askeri mağlubiyet aynı şey değildir. Zaferden zafere koşmuş bir devletin mağlubiyetle yaşadığı sarsıntı çok büyük bir sarsıntıdır. Bu aynı zamanda dini de bir sarsıntıdır. Çünkü kafirin karşısında yeniliyorsunuz. Bu büyük sarsıntı sonucu bütün İslam dünyasında bu modernleşme dediğimiz, yani batılı standartlara göre bir düzenleme yapma hadisesi askeri alanda başlamıştır. Bu çok önemli bir meseledir. Bugün Türkiye’de Mısır’da İran’da Pakistan’da Hindistan’da hala ordu çok problemli bir mesele ise bunun sebebi budur. Çünkü ilk modern kurum, hatta diğer kurumların önüne geçen öncü olan kurum ordudur. Ve sadece Türkiye ile alakalı bir durum olduğunu zannetmeyin, bütün İslam dünyasının problemi aynıdır.

 Yani bu mesele Cumhuriyetle başlayan bir mesele değildir. Türkiye’de şimdi çok ucuz bir şekilde anlatılıyor. Bu ucuzluklara teslim olmayın. Bu çok ciddi ve köklü bir problemdir. “ sözleriyle İslam coğrafyasındaki modernleşme sürecini dinleyicilerine anlattı. Bu modernleşme süreciyle birlikte coğrafyada yürütülen din bilim çatışması problemine değinen İsmail Kara; dinleyicilerine “İslamiyet bilime karşı mıdır, değil midir?” sorusunu yöneltti. “Değildir.” Cevabını alan Kara; daha sonra ezberleri bozdu. “İslamiyet bilime aykırı değildir cümlesi felsefi olarak çok problemli bir cümledir.” “Bu cümle çok problemlidir. Modern bilim felsefi olarak dini bilgiyi kabul etmez. Bilgi olarak kabul ettiği şey insan aklı veya deneye dayalıdır. Görünür ve akla uygun olandır. Dini bilgi buna sığar mı? Dini bilgi akılla sınırlandırılabilir mi? İslamiyet bilime aykırı değildir cümlesinin kaynakları üç asır geriye gider. 1883 yılında Ernest Renand’ın neşrettiği “Dinle bilim uzlaşamaz” yazısından sonra bu çatışma çıkmıştır. Hangi dini kastediyor? Renan iyi bir Hristiyan değil, kastettiği genel olarak dindir. Yazının muhatapları arasında Müslümanlarda var. Makaleye Cemaleddin-i Efgani şöyle cevap veriyor: “Dinler ilimle barışık değildir diyorsunuz, bu hristiyanlıkla alakalı bir problem olabilir, İslamiyet bilimle barışıktır.” diyor.

Bir buçuk asır sonra hala bu tartışmalarda aynı söz üzerinde dururuz. Hala böyle bir anlatım mekanizması var. Halbuki modern bilimin karşı çıktığı din olması bakımından Hristiyanlık, Yahudilik ve İslamiyet arasında bir fark yok. Modern bilim akıl ve tecrübe dışındaki bilginin bilimin dayanacağı bilgi olamayacağını söylüyor.” Bu cümle felsefi ve ilmi olarak problemli, fakat toplumsal ve sosyolojik olarak çok yerinde olduğunu belirten Kara; “Batı ilmi ve bilimi karşısında ezik duruma düşmüş bir toplumun hissiyatını ayakta tutmak için önemli bir cümledir. Hissi olarak yıkılmayan bir toplum yıkılmaz. Fonksiyonu budur. Bu iki fonksiyonu ilim ve fikirle uğraşan insanların ayrı ayrı mütalaa etmesi gerekir. Fakat ne yazık ki bugün Türkiye’de ve İslam dünyasında ilimle uğraşan, ilahiyatçılar da dâhil olmak üzere herkes aynı hataya düşmektedir. Hislerle hüküm verilebilir elbet fakat hissiyatla yaşamak büyük kalabalıkların işidir. Eğitim almış kişileri büyük kalabalıklardan ayıran şey sadece hissiyatla yetinmemesidir.”