Tarihi Yarımada’nın Kültür Vadisi Zeytinburnu

Evet, ülke olarak tarihi günlerden geçiyoruz. Rabbim ülkemizi devletimizi ve milletimizi korusun daha nice zaferler nasip eylesin inşallah. Bugün sizlerle tarihi yarımadanın kültür vadisi Zeytinburnu’na, Kazlıçeşme’ye bir ziyaret gerçekleştirelim istedim. Adeta bir açık hava müzesi olan Zeytinburnu’nun ziyaret edilmesi gereken birçok noktası var. Fatih Camii ve yanındaki hamam, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii, Yedi Kardeşler Şehitliği, Erikli Baba Dergâhı, Uşşakî Camii, Yedikule Altın Kapı, İstanbul’un ayakta kalan en eski dini yapısı olan yaklaşık bin 600 yıllık Studius Manastırı / İmrahor Camii, Derya-i Ali Baba Türbesi, Balıklı Rum Ayazması, Seyyid Nizam Camii ve Türbesi, Merkez Efendi Külliyesi, Yenikapı Mevlevihane’si, tarihi mezarlıklar, Bizans’tan kalan kara ve deniz surları, Yedikule Zindanları, Takkeci İbrahim Ağa Camii, Türk Dünyası Kültür Mahallesi, Panorama 1453 Tarih Müzesi, aklıma gelenlerden sadece bazıları.

Marmaray’ın Kazlıçeşme durağında indiğiniz zaman sahile doğru biraz yürüdüğünüzde sizi yolun hemen kenarında tek başına duran bir çeşme karşılar. Rivayete göre bu çeşme İstanbul’un Fethi öncesinde Fatih Sultan Mehmet tarafından surların yanı başına yaptırılmıştır. Marmaray durağına ve bu semte adını veren meşhur Kazlıçeşme işte budur. Kazlıçeşme’nin olduğu yerin tam karşısında da Fatih Sultan Mehmet’in ilk yaptırdığı cami vardır. Kazlıçeşme deyince bir zamanlar deri işlemesi yapan ya da “tabakhane” diye bilinen deri fabrikalarının olduğu yer akla gelirdi. Kokudan buraya yanaşamazdınız bile.  Öyle ki tabakhane de çalışan kişiler ya kürek mahkûmları olurdu veya hapis cezası yerine tabakhane de çalışmayı tercih eden mahkûmlar. Yıllar sonra temizlendi de ecdadın yaptırmış olduğu cami ve çeşmeler birer birer ortaya çıktı. Bugün adeta bir Açıkhava müzesi olarak bizlerin ziyaretini bekliyor. Evet, biz de bugün Kazlıçeşme’nin kazının nereden geldiğinin peşine düştük.

Suyu bulan kazın hatırına çeşme

Kazlıçeşme hakkında Fatih Sultan Mehmet Han Hz.lerinin bu çeşmeyi yaptırdığı dışında rivayetlerden biri meşhur Tarihçi Eremya Çelebi Kömürciyan İstanbul Tarihi isimli eserinde geçmektedir. Kömürciyan eserinde bu çeşmeyi “Kazlıçeşme’ye verilmiş olan bu adın sebebi şudur: Bir kaz, otladığı sırada yeri eşeler ve eşelediği yerde bir su çıkar. Halk ta burasını kazarak bir memba bulur ve suyu getirip bir çeşme yapar.” Şeklinde anlatır. Bunun dışında meşhur seyyah Evliya Çelebi çeşmenin üzerinde neredeyse canlı gibi görünen bir kaz figürünün olduğundan bahseder.  Çelebi’nin sözleri şu şekildedir: “Yedikule kasabasının haricinde bir çeşme-i canfezanın kemeri altında çar köşe (dört köşe) bir beyaz mermer üzere üstad-ı mermer bir kaz tasvir etmiştir ki, dillerle tabiri imkânsızdır. Gören zîrûh (canlı) zanneder. Buna binaen o çeşme, kazlı çeşme namı ile şöhretyâb olmuştur.”

Çeşmeyi yaptıran kazlar

İstanbul Çeşmeleri isimli eserde kitabede ismi geçen Mehmet Bey’in Kadı ve Müderris Pir Mehmet Çelebi olabileceği belirtilmiştir. Ordumuzun İstanbul önlerine dayandığı günlerdir. Henüz bahardır ama hava iyi sıcaktır. Yedikule önlerinde toplanan askerler mataralarının dibinde kalan son damlaları da yudumlar ve su sormaya başlarlar. Öyle ya bu çocuklar daha yıkanacak, paklanacak, abdest alacaklardır. Fatih bu sıkıntıyı nasıl halledeceğini düşünürken üzerinden yaban kazları geçmesin mi. Genç sultan, süvarilerden birine kuşları işaret eder. Delikanlı okuna davranır, elini sadağına atar. Fatih “Hayır, hayır!” diye fısıldar, “Onları takip et. Kim bilir, belki de bir göle uçuyorlar.”  Süvari bir hamlede atına çıkar, hayvanını topuklar. Artık kazlar nereye, o oraya. Kuşlar Atışalanı taraflarında alçalır alçalır ve berrak sulu bir gölceğize konarlar. Delikanlı önce suyun tadına bakar, sonra matarasını doldurup ordugâha koşar. Doğrusu bu su beklenenden ziyade ve umulandan tatlıdır. Mimarlar, ustalar derhal işbaşı yapar, rütbeliler bile künk taşırlar. Çok değil 5-10 gün sonra lülelerden su akmaya başlar.  Fatih bu mutluluğu paylaşmak ister, çeşme başına gelir. O sıra bir sanatkârın kitabeye “adını” kazıdığını görür. Ustaya döner

– Niye çeşmeye benim adın kazınır? Suyu bulan ben değilim ki? Vezir araya girer ve usulünce sorar:

– Sultanım peki, bu çeşme kimin adı ile anılsın?

-Kazların! Der Sultan Fatih. Öyle de olur. Çeşmenin adı o gün bugündür “Kazlıçeşme” olarak anılır.

Kazlıçeşme’nin çalınan kazı

Sadece Evliya Çelebi değil İstanbul’a gelen birçok seyyahın mutlaka görüp hayran olduğu bu Kazlıçeşme’nin “kazı” maalesef 2002 yılında çalındı.  Yıllarca kaz kabartmasının yeri boş kaldı. 2010 yılında Zeytinburnu Belediyesi’nin yaptığı yenileme çalışmasında bir kaz replikası yapılarak çeşme eski görünümüne kavuşturuldu. Restorasyon çalışması sırasında kaz figürünün olduğu taşın M.S. 700’lü yılarda yapıldığı belirlendi.

Fatih Sultan Mehmet’in ilk yaptırdığı cami

Kazlıçeşme Mezarlığı’nın karşısında Zakirbaşı Sokak’ta yer alan bu camiinin kim tarafından ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemekle beraber yaygın rivayete göre Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’nin İstanbul’u fethettiği 1453 yılında askerlerin ibadet edebilmesi için yaptırdığı bilinir.

Kazlıçeşme Fatih Camii’nin özgün bir mimarisi vardır. Fakat ilk yapıldığı günden günümüze gelen bu yapının sadece minaresinin alt gövdesidir. Bu camiyi diğer camilerden ayıran en büyük özelliği ise minaresinin diğer camilerin aksine sağda değil solda olmasıdır. Cami son restorasyondan önce 1813 yılında Sultan II. Mahmut tarafından ve 1954 yılında burada faaliyet gösteren derici esnafı tarafından iki defa daha restore edilmiş olmasına rağmen zaman içinde bakımsızlıktan dolayı oldukça fazla yıpranmış ve harabe hale gelmiştir.

2010 yılında Zeytinburnu Belediyesi Anıtlar Kurulu’ndan alınan izinle tekrar yenileme çalışmalarına başlamış ve 2013 yılında cami tekrar cemaatiyle buluşarak ibadete açılmıştır.