Dört kardeşten biri geçen hafta vefat etmiş. Ölüm nedenine zatürre yazılmış. Anne Neciba “Bir anda hastalandı, zaten hastalanmasıyla ölmesi bir oldu” diyor. Abdul hastalandığı güne kadar çalışmış. Suriyelilerin alışveriş ettiği bir pidecide bulaşıkçılık yapıyormuş, önce bir iki gün halsizlikten şikayet etmiş. Sonra bir gün çok üşüdüğünü söyleyerek eve gelmiş. Ertesi gün işe gitmiş ama geri göndermişler. Ondan sonra da zaten yataktan kalkamamış. Annesi “Çok üşüdü, üzerine birkaç kat koyduk, sonra da uyumaya başladı” diyor. Uyku ile uyanıklık arasında üç gün gitmiş. Bu süreçte ağrı kesiciler, grip ilaçları vermişler. Durumdan iyice endişelendiklerinde kardeşiyle sağlık merkezine gitsin diye düşünmüşler. Ancak evden çıkamadan fenalaşmış. Komşuların yardımıyla hastaneye gitmiş. Acilden yatışı yapılmış. Neciba “Bir gün sonra öldü” diyor: “Biz daha ne olduğunu anlayamadan öldü. Çocuklarımın içinde en hareketlisiydi. Girdiği işi de kendi bulmuştu. İnsanlarla iletişimi güçlü, akıllı bir çocuktu. O hastalandıktan bir hafta sonra pideci de kapandı. Çalışanlardan ikisi daha hasta olmuştu.”

Çok değil, bir ay önce sınıra yığılan mültecilerin üzerine yine görünmezlik perdesi düştü. Mülteci Derneği rakamlarına göre, Türkiye’de geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı 19 Mart 2020 tarihi itibarıyla 3 milyon 587 bin 779 kişi. Bu kişilerin 1 milyon 657 bin 936’sını (yüzde 46,61) 0-18 yaş arası çocuklar oluşturuyor. 0-18 yaş arası çocukların ve kadınların toplamıysa, 2 milyon 530 bin 547.

10 saati dört liraya çalıştıkları atölyelerde tuvalete gitmelerine izin verilmeyen, ev kiralarken üç depozito verip çıkarken birini bile alamayan, açtıkları dükkanlarda sürekli diken üstünde bekleyen insanlar çok değil bir ay önce “Siz sınıra gitmeyecek misiniz?” sorgusuyla karşılaşıyor, “Yallah eve yallah” tacizlerine uğruyordu.

Geçici koruma altındaki Suriyeliler için, durum normalken de sağlık hizmeti almak zordu. Aile Hekimleri’ne gittiklerinde numara aldığı halde “Senin sıran geçerli değil” itirazıyla karşılaştığını anlatan Shadi tepkisini “Bizim doktorlarımızı çalıştırmıyorsunuz, kendi doktorlarınıza muayene ettirmiyorsunuz” diyerek anlatıyordu. Bugün, her şey çok daha zor. Zeytinburnu’nda tekstil atölyesinde çalışan Zaid, koronavirüs salgınıyla beraber artan mesaisini anlatıyor: “Çalışma koşullarımız hep zordu. Korona virüsü salgınıyla beraber, Türk işçi çalıştıran yerlerde işçiler rapor almaya başladı. Bazı patronlar çalışma saatlerini azalttı. Bizdeyse, durum tam tersine döndü. Günde altı saat çalışanlar, 12 saat çalışmaya başladı. Yaz ve sonbahar sezonu için hazırlanan kıyafetlerin kesilmesi, kalıpların çıkartılması gerekiyor. Büyük firmalara fason iş yapan atölyelerin işi arttı. Bir de maske üretimi başladı. Zaten insanlar virüsten hastalanmasa bile çalışmaktan hastalanır hale geldi. Kimse birbirine ‘nasılsın’ demiyor. Morali bozuluyor insanların. Bir başkasının hasta olduğunu duysa, kendi de hasta hissedecek.”

Atölyede 11 işçi çalışıyor. Dördü hasta olmuş: “Aramızda dört kişi hasta oldu. Biri zaten çok güçlü değil. Ona gel demediler, gelse atölyede ölebilir. Kalanlarına dönüşümlü mesai verildi. Yine geliyorlar ama bizim kadar yoğun değil. Geldiklerinde bizden ayrı çalışıyorlar. Ayrı dediğim, aynı odadayız da aramızda 3 metre var işte. Patronlar işe 1 aydır gelmiyor belki ama yardımcıları düzenli kontrole geliyor.”

DUVAR GAZETESİ-AYÇA ÖRER