Zeytinburnu'nda da yüzlerce mülteci otobüslere binip yollara düştü. Kimisi çalıştığı işyerinden apar topar çıktı, kimisi haftalık maaşını almayı dahi beklemedi, Kazlıçeşme’de otobüslere koştular, Avrupa’nın kapıları açıp açmayacağını ise hiçbiri bilmiyor. Özellikle Afgan mültecilerin yoğun olarak yaşadığı Zeytinburnu’da yüzlerce mülteci tek tarafı açılmış kapılardan geçme umuduyla Kazlıçeşme, 58’inci Bulvar gibi belli noktalarda otobüslere binip yolla çıktı. İşyerlerinden apar topar çıkıp gelen, haftalıklarını patronlara bırakıp buralara koşan ve saatlerce otobüsleri bekleyen mülteci ve göçmenlere tüm bunları yaptıran tek bir şey var; umut! Göç yolunun başı burası... Endişeli, umutlu bekleyenler, kapısı açılan otobüslere koşanlar, sevgilisi otobüse binemeyince kendisi de otobüsten inip taksicilere yüzlerce lira sayanlar... Edirne Kapıkule sınır kapısına gidebilmek için Kazlıçeşme’de yol kenarında bekleyen mültecilerin bekleyişlerine tanıklık ederken, onlarla neden burada olduklarını ve sığınma hikayelerini konuştuk.

"TÜRKİYE KÖTÜ DEMİYORUM AMA YAŞAMAK ÇOK ZOR BURADA"

Aziz Demirov, 3 yıl önce Afganistan’daki savaş ve yoksulluktan kaçıp Türkiye’ye sığındı. Pek çoğu gibi o da Zeytinburnu’da tekstilde çalışıyor, sigortasız, güvencesiz ve asgari ücretle. Türkiye'de yaşamanın zor olduğunu söyleyen Demirov, “Arkadaşlarımız Avrupa’ya gitti orada yaşamın Türkiye'den daha güzel olduğunu söylediler. Burada hasta olduğun da ya da bir şey olduğunda devlet hastaneleri hiç bakmıyor. Orada öyle değil demiyorum. Türkiye kötü bir yer değil, yaşam çok zor burada. Oturma izni yok. Geçen günlerde bir arkadaş hasta oldu, hastaneye gittik, almadılar. Özel hastaneye götürdük en az 1000 TL gitti. Ne olursa olsun gideceğim. Eninde sonunda gideceğim” diye konuştu.

"KIZ ARKADAŞIM OLMADI HİÇ"

20 yaşındaki Şerif Milat da arkadaşı gibi “Çok zor” diye başlıyor söze. Milat “11 saat çalışıyoruz. Sabah gidiyoruz akşam geliyoruz. 20 yaşındayım. Gezemiyoruz bile. Hayatımız atölye. Eve gelip uyuyorduk. Kız arkadaşım hiç olmadı. Hep çalışıyorum, 8 buçukta iş başı yapıyordum. Akşam çıkıyordum. Orada okuyordum, savaş oldu. İstiyorum ki herkes kendi memleketinde yaşasın. 2 buçuk sene oldu Türkiye’deyim. Para kazanmak çok zor. Bir elimizden alıp öbür elimizden veriyorduk. Hafta içi çalışıyorduk bir gün izin günü. Ne olursa olsun gideceğiz. Güzel bir yaşam için gideceğiz…”

"DENİZDEN DE OLSA GİDECEĞİM"

Yunus Davudi, 3 yıl önce Afganistan’dan geldiği Türkiye’de asgari ücrete, sigortasız çalışanlardan. Ev kirası, sağlık giderleri, faturalardan artırabilirse ailesine yolluyor 20 yaşındaki Davudi. Avrupa’da kimlik çıkarma umudu olan Davudi, “Burada bir kimliğimiz bile yok. Kapıları kapatsalar bile Avrupa’ya gitmenin yollarını bulacağım. Ne olursa olsun gideceğim. Denizden de olsa gideceğim” dedi. 5 yıldır Türkiye’de olan Beşir Muhammedi, 6 kişilik ailesi ile burada yaşıyor. Kimlik alamayan binlerce kişiden biri Muhammedi. “Çalışma iznimi yok” diyen Muhammedi şöyle devam etti: “Kardeşlerimiz var okula gitmiyor. Hastaneye almıyor, polis alıyor Afganistan'a gönderiyor. Afganistan'da savaş var. Buradan arkadaşlarım Yunanistan üzerinden gitmiş. Biz neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Gidebilir miyiz onu da bilmiyoruz. Sonra Avrupa’ya gideceğiz. Fransa’ya gitmek istiyoruz. Hayatımız daha güzel olsun istiyoruz. Atölyede çalışıyordum 1900 TL maaşım var. Evde üç kişiydik. Eve kira veriyorduk. Türkiye'de iyi bir hayatımız yok”

"2 KEZ GİTTİM, PARAMI TELEFONUMU ALDILAR, BU KEZ BEKLEYECEĞİM"

16 yaşındaki Saddam Nadiri ise yol kenarında beklese de otobüslere binip gitmiyor çünkü daha önce 2 kez gidip Yunanistan’da parası ve telefonunu bırakıp geri gelmiş. Bu yüzden bu sefer bekleyip görmek istiyor. 3 yıldır Türkiye’de olan Nadiri’nin amcası 3 ay önce Yunanistan’a gitmiş. 

"16 YAŞIMDAYIM 12-13 SAAT ÇALIŞIYORUM"

13 yaşımda Türkiye'ye gelen Nadiri denemekten vazgeçmeyeceğini söyledi: “Evet gideceğim, Türkiye’de yaşamak çok zor. Para yetişmiyor. Kimlik bile vermediler. Hastane kimlik istiyor, bizi almıyor, aldığı zamanda çok para alıyor. Aileme para gönderiyordum. Ayda yüz dolar gönderiyordum. 16 yaşındayım. 12-13 saat çalışıyorum. Sevgilim var Afganistan'da. Arıyorum konuşuyorum. Kimlik verseler ailemin, sevgilimin yanına giderdim. Özlüyorum. Şimdi olmuyor. Eğer Avrupa’ya gider oturma izni alırsam kız arkadaşımla evleneceğim. Altıncı sınıfa kadar okudum. Kaçak geldim. Pakistan, İran sonra Türkiye. Neler yaşadık abla.” İsmini sormaya fırsatımın olmadığı bir başka genç ise "19 yaşındayım Merter'de baskıda çalışıyordum. İki gündür uykusuzum. Bu akşam çalışıyordum. Haberi duydum ben gidiyorum dedim. Patron izin vermedi. Patronlar size dua ediyoruz dediler ama gitmemizi istemediler. Paramızı az veriyorlardı. Hiç kız arkadaşım olmadı. Para yok. Kim parasıza bakar. Aşık oluyorum nerelisin diyorlar Afgan olduğumu söyleyince konuşmuyorlar. Babamı savaşta kaybettim. Aileme para gönderiyordum. Ayda yüz dolar. İyi bir hayat istiyoruz. Kimse bizi hor görmesin. 19 yaşımda oradan oraya gidiyorum. Hayat istiyorum" dedikten sonra otobüsün kapısı açıldı ve "Son fotoğrafımızı çek. Ne olur ne olmaz" dedikten sonra otobüse bindi. Sığınmacıların yaşadıkları tüm bu dramının yanı başında duran bir de sevinç var ama onlara ait değil bu sevinç. Elinde def ile ortamda bayram havası yaratmaya çalışan 20 yıllık İstanbullu bir adam “Onlara güle güle diyoruz, gitsinler ülkemizden” diyordu.

GERİ GÖNDERME KORKUSU AVRUPA’YA GEÇİŞLERİ ARTIRACAK

Küçükçekmece ve Çağlayan'da yaşayan Suriyeliler de yaşananlardan sonra endişe ve korku içinde olduklarını anlattı. Suriyeli kadın A, İdlib’de hayatını kaybeden askerlerin yakınlarının baş sağlığı dileyerek başladığı konuşmasında şunları ifade etti: “Allah kimseye evlat acısı vermesin. Bunu en iyi biz biliriz. Türkiye hükümeti sınırlarını açtı. Bize şimdi başka bir ülkeye mi gidin diyorlar? Yunanistan kamplarında aylardır kalan Suriyeliler var.  Orada yaşam daha mı kolay olacak!” Türkiye’de zar zor geçindiklerini söyleyen A, “Bu olaydan sonra içimize korku girdi. Biraz önce pazara gittim korka korka.” 

"KARDEŞİM DEDİĞİM İNSANI VURMAMAK İÇİN SURİYE'DEN KAÇTIM"

Çağlayan’da işçi olarak çalışan İbrahim’in görüşleri de şu yönde: “6 yıldır Türkiye’deyim. Savaştan kaçıp Çanakkale’ye geldim. Oradan yurt dışına çıkmak istedim, olmadı. İstanbul’da tekstilde işe başladım. Geri gönderme söyleminden kaynaklı kaçak bir şekilde, polislerden saklanarak işe gidip geliyoruz. İdlib’de ölen askerler için çok üzgünüz. Bu savaş Suriye savaşı değil, biz o yüzden bırakıp geldik. Bu savaş dışarıdaki ülkelerin savaşı! Ben kardeşim dediğim insanı vurmamak için Suriye’den kaçtım. Türkiye de bu savaşa ortak olmasın, çünkü onların da savaşı değil. Bizim insanımız yıllardır bu topraklarda hem öldürüyor hem ölüyor. Ama kazanan ne asker ne de orada yaşayan halk. Tek kazanan buradan pay almak isteyen ABD ve Rusya.” Sınır kapılarının açılmasının daha fazla mültecinin gitmesine sebep olacağını söyleyen Muhammed, “Ben de bu yolu denemeye çalışacağım. Çünkü ben de kaçak olarak yaşıyorum. Ölümleri göze alarak kaçmak isteyen insanlar yaşamak için tek yolu, başka bir ülke olarak görüyor” dedi.

"GEZMİYORUZ AİLEMİZ İÇİN ÇALIŞIYORUZ"

Suriyeli işçi Muhammed ise kaygılarını şöyle dile getirdi: “Bizim askerlerimiz Suriye’de savaşıyor, siz burada geziyorsunuz” diyorlar. Biz gezmiyoruz. Ailemizin yaşaması için çalışıyoruz. Ben diyelim gittim savaştım. Kardeşlerim küçük onlar ne olacak, nasıl yaşayacaklar burada? Bazı arkadaşlarımıza Suriye’de yaşananları anlatıyorum anlıyorlar. Bazıları anlamıyor.” 

EVRENSEL- EYLEM NAZLIER