Konuştukları dil ve lehçeleri biliyorum. Kimi Peştuca konuşuyor, kimi Kırgızca, kimi Uygurca. Mesela bir ağacın altındaki boyacı, Celalabad aksanıyla Peştuca konuşuyor. Ayakkabı boyarken, birkaç arkadaşıyla Taliban’ın savaş stratejisini tartışıyorlar. O sırada bir telefon geliyor; güzel bir haber almış olmalı, yüzü birden aydınlanıyor ve telefonu kapatırken “Allahu Ekber” diye mırıldanıyor. “Bizimkiler bu sabah bir Afgan ordu aracını havaya uçurmuşlar” diyor gururlu bir tavırla. Ayakkabısını boyatan Türk müşteriyse konuşulanlardan habersiz, Afgan’a 3 lira uzatıp oradan ayrılıyor.

Zeytinburnu’ndaki Depo Durağı’nda bir kafede otururken dibimde cereyan eden bu olayı izleyip hiçbir şey anlamamış gibi davranıyorum. Biraz sonra ben de boyacının taburesine oturuyorum. Kibarca gülümseyip ayakkabılarımı boyarken arkadaşlarıyla sohbetini sürdürüyor.Onlara hararetli bir şekilde eski savaş anılarını anlatıyor. 2014 yazında Taliban saflarında savaşırken Kandahar’ın Pencvai İlçesi’nde bir Amerikan konvoyunu nasıl pusuya düşürdüklerini ve Amerikalıların o üstün silahlarına rağmen imansız oldukları için korkup kaçtıklarını anlatıyor.

Bu sırada yanımızdan bir grup şalvarlı, başları külahlı Afgan geçiyor. Boyacı onları başıyla selamlıyor. Bir süre sonra beklediğim kişi geliyor. Adı Hudaynazar. 23 yaşında, 3 Ocak Pazartesi sabahı Duşenbe’den İstanbul’a varmış. Rusya’da iş bulamadığı için İstanbul’a geldiğini anlatıyor. Gelmesinin bir başka nedeni ise askerden kaçması. “Kalsaydım, martta askere gidecektim, bizde askerlik süresi hem uzun hem de çok zor” diyor.

Hudaynazar, çalışmak için gelmiş olabilir ama İstanbul’daki Orta Asyalıların bir çoğunun burada bulunma nedeni farklı. Kimileri dini cemaatlerin medreselerinde tahsil, kimileri bavul ticareti, kimileri de cihada katılmak gibi amaçlar için burada. Zeytinburnu sokaklarında, toplam sayıları 10 bini aşan Afganların, Uygurların, Kırgızların veya Özbeklerin açtığı yüzlerce irili ufaklı dükkân ve işyeri var.

En büyük grup, yaklaşık 5 bin nüfusla Türkistanlılar ve Afgan Türkmenler. Uygurlar daha çok restoran ve kafe işletirken Afganlar ve Özbekler cep telefonu dükkânları, döviz büroları açıyorlar. Vize, ikâmet, oturma ve çalışma izni, hatta vatandaşlığa geçiş hizmetleri veren ofisler dikkat çekiyor. Belgesiz gelen bir kaçağın 2 bin 500 dolara oturma izni alabildiği, 50 bin dolar verenin kimlik sahibi olabildiği iddia ediliyor.

Zeytinburnu’nda yaşayan kaçak Afganların sayısı her geçen gün artsa da onlar henüz terör olaylarına bulaşmamış. Ancak ilçe sakinlerinin vaziyeti büyük bir güvenlik tehdidi olarak algıladıkları da sır değil. Gün geçmiyor ki, kaçak Afganların bulaşmadığı bir olay yaşanmasın. Mesela aralık ayı ortasında Afganlar arasındaki bir kavgada bir Afgan boğazı kesilerek öldürüldü. Sık sık bıçakla yaralama olayları da yaşanıyor. ‘

Zeytinburnu’nun çehresinin değişmesi, detaylara vakıf olmayan yerli Türklerden çok 1950’lerden beri burada yaşayan eski Türkistanlıları rahatsız ediyor. “Biz yarım asrı aşkın zamandır burada huzur içinde yaşıyoruz. Allah’a şükür içimizden hiç hain veya terörist çıkmadı. Ama son yıllarda gelen kaçaklarla iş çığrından çıktı, bu insanların bizim itibarımızı lekelemesinden korkuyoruz” diyor Türkmen asıllı Afganistanlı bir Zeytinburnu esnafı ve ekliyor: 

Biz Türkistanlılar olarak polisle her türlü işbirliğine hazırız. Zira Orta Asya veya Afganistan’dan gelenleri en iyi biz tanırız. Zeytinburnu’nda birçok evde geceleri kumar oynanıyor, kavgalar oluyor, bunların önlenmesinde polisimize yardımcı olmaya hazırız. Bu insanlar buradayken kendimizi güvende hissetmiyoruz.

HABERTÜRK