|
SON DAKİKA
Fethullah Gülen Hocaefendi ve AK Parti
Cemaat ve Ak Partinin arasının açılmasını ve birbirlerine küsmekle kalmayıp nefret eder hale gelmelerini isteyen o kadar çok kişi, zümre, grup ve parti var ki? İstiyorlar ki Cemaat Ak partiye düşman olsun ve onu bitirmeye çalışsın. Bunu hem Cemaat’i sevmeyenler istediği gibi hem de Ak Parti’yi sevmeyen ve onu rakip olarak görenler istiyor. Daha doğrusu bizim bu Ak Partiyi koltuğundan etmeye gücümüz yetmiyor, bunu yapsa yapsa cemaat yapar düşüncesinde olanlar veya Ak Partinin şu anda bulunduğu konumun cemaatin sağladığı destekten dolayı olduğunu düşünenler yapıyor. Hatta bir hafta önce Hoca Efendi’yi en çok seven TV kanalı (!) olan Ulusal Kanal da bile Hoca Efendi’nin bir sohbeti yayınlandı. Yayınlanan Sohbet ile güya Hoca Efendi Ak Partiye kızıyor ve desteğini çekiyor imajı verilmeye çalışıldı. Böylelikle hem Ak Partiden hem de Cemaatten kurtulacaklar. Mantık Yanlış Aslında o kadar çok yanlış var ki, insan nereden düzeltmeye çalışacağını şaşırıyor. İlk önce şunu herkes çok iyi bilmeli ki Hoca Efendi şu zamana kadar bir parti kurmayı düşünmediği gibi hiçbir zaman da bir partiyi destekleyecek açıklamalarda bulunmamıştır. İktidarın müspet hareketleri desteklenince cemaat iktidarı destekliyor şeklinde algılanıyor. Desteklemediği icraatlarında eleştiride bulununca da bu sefer Cemaat Ak Partiye tavır alıyor diye lanse ediliyor. Mantık yanlış olduğundan sonuç da hali ile yanlış oluyor. Cemaatin Gaye-i Hayali nedir? Aslında “gönüllüler hareketi” de diyebileceğimiz bu cemaat içerisinde Ak Partilisi de var, MHP’lisi de var, CHP’lisi de var diğer partilerden de var. Kendisini insanlığa hizmete adamış ve her yer de Allah ve Resulunun Nam-ı Celili anılsın diye Ulvi bir hedefe kilitlenmiş böylesine büyük ve muazzam bir cemaati bir partinin peşinden gider gibi göstermek veya İktidara talip olmak istiyorlar diye konuşmak, bu cemaate yapılan en büyük saygısızlıktır. Hoca Efendi’nin arkasında gönül verip destek olan bu insanlar yaptıkları hizmetler karşılığında gözlerini Rablerine dikip sadece Allah’ın Rızasına talip olmuşlar ve Dünya adına bir istekleri olmadığı gibi bir lahza böyle bir isteğin akıllarından geçmesi karşısında bile hemen kendilerini sigaya çekip tevbe kapısına yönelmiş insanlardır. Bu cemaatten beklenecek en son şey o da ihtimal dâhilinde bile değildir ki “Dünya adına menfaat beklenmesi” olacaktır. Zaten böyle bir düşünceyi taşıyan insanlar da bu cemaat içerisinde ise bu cemaate en büyük kötülüğü yapmış olacaklardır. Elinde taşıdığı bir sepet ve içerisinde ki çaydanlık ile bardaktan başka bir şeyi olmayan Bediüzzaman Said-i Nursi’nin peşinden giden bu cemaate de başka bir tavır yakışmaz zaten. Ak Parti ve Cemaatler Ak Partinin desteklenmesi mevzuunda cemaatlerin konumunu Ali Bulaç çok güzel bir şekilde anlattı onun ifadelerini aynen aktarıyorum. Okuyunca göreceksiniz ki gelinen noktada cemaatlerde müspet manada siyasetin içinde olmuşlardır. “Sosyal İslam, 21. yüzyılın başına kadar doğrudan siyasete karışmıyordu, pratik ve pragmatik yöntemler takip ederek seçimden seçime siyasete katılıyordu. 2002 seçimlerinden sonra cemaat ve tarikatların daha belirgin olarak siyasete katılmalarını zorunlu kılan sebep, siyasete ve iktidara olan hevesleri değil, 28 Şubat darbesinin verdiği derin acı; askerî bürokrasinin devlet tekelini elinde bulunduran "sekter bir cemaat" olarak devam eden tehditleri; Anadolu'da kendi enerjisiyle sermaye biriktirip küresel sürece katılan küçük ve orta ölçekli tüccar ve sanayici kitlesi; dindar-mazbut ailelerin üniversitelerden mezun olan yüz binlerce gencinin istihdam sorunu ve 2001 krizinde gözlendiği üzere merkez sağ ve merkez sol partilerin Türkiye'de sebep olduğu çöküntünün ülkenin geleceğini tehdit eden boyutlara ulaşmasıdır. Bu dönemde AK Parti'nin geleneksel Milli Görüş çizgisini gözden geçirip iktidara yürümesi, eşzamanlı cemaatlerin -tek bir cemaat değil- ona toplumsal olarak da destek vermesiyle mümkün oldu. Selçukluların hâkim olduğu Anadolu'daki hat üzerinde yaşanan iktisadî ve dinî hareketlilik benzer şekilde 21. yüzyılda da ortaya çıktı. Bu mesud işbirliği sonucunda Türkiye hamle üzerine hamle yaptı, krizi aştı, dünyanın 16. ekonomisi olma başarısını yakaladı; AK Parti girdiği her mahallî ve genel seçimden gücünü artırarak çıktı, bölgeye açıldı, siyasî istikrar sağlandı ve en önemlisi sivil siyasetin askerî-bürokratik vesayetten kurtulması yönünde büyük başarılara imza attı.” Hoca Efendi ne istiyor? Hoca Efendi inanan insandan korkulmaması gerektiğini, Allah korkusu ile dolu olan bir kişinin harama el uzatamayacağını, emanete hıyanet etmeyeceğini, ahlaksızlık yapmayacağını ve işini en mükemmel şekilde yapacağını söyleyerek bu kişilerin devlet kademelerinde görev yapmalarının engellenmemesini istemektedir. Bu vasıfları taşıyan inançsız bir insan da görev alabilir. Buna da karışmaz. Fakat Ülkemizde inançlı insanlara karşı olan tavrın son bulmasını istiyor. Ahlaksız olan, görevini layığı ile yapmayan, suiistimal eden ve emin olmayan insanların kim olursa olsun ıslahı mümkün değil ise görevden el çektirilmelerini istemektedir. Bu noktada Ak Parti ile de görüşleri tamamen uyuşmaktadır. Hoca Efendi her zaman, ülkesini düşünen ve ülkesi adına güzellikler isteyen inanan, inanmayan herkes ile dost olmuş ve onları desteklemiştir. Onun meclisinde inanan ve inanmayan aynı mukabeleyi görmüş ve hoş amedi edilmişlerdir. Gördüğü çirkinlikleri ve yanlışları da ilgili kişilere söylemiş, uyarılarda bulunmuş, uyarıları dinlenmeyince de katiyen kin tutma yolunu seçmemiş, ısrarla uyarılarına devam etmiş birisidir. Küsme, kırılma, gücenme veya ne halleri varsa görsünler düşüncesi ile kenara çekilme gibi bir halet-i ruhiye’ye hiçbir zaman girmemiştir.28 Şubat döneminde, Bir avuç insan hariç hemen hemen herkesin, korkusundan, benim Hoca Efendi ile bir ilgim yok, deyip hatta aldığı hediyeleri geri verenlerin olduğu dönemde, kendisine verilen onlarca brifingden sonra “beni ikna edemediniz” diyen ve akabinde Arnavutlu’’da ki kolejimizi ziyaret eden Rahmetli Bülent Ecevit’i takdirle yâd edip anlattığı da çok olmuştur. O gün kendisine sırt çevirenler hakkında da bir tek olumsuz beyanda bulunmamıştır. Hedefi İktidar Olmak Mı? Hoca efendi ne iktidar olmak veya iktidara ortak olmak ne de muhalefetin yerine geçip o boşluğu doldurmak derdinde değildir. İktidarı köşeye sıkıştırıp onlardan bir şeyler koparma derdinde de olmamıştır. Bu hareket bugüne kadar yaptığı ve yapacağı tüm hizmetlerde Anadolu İnsanına başvurmuş ve onların akıl almaz yardımları ile Dünya’nın dört bir tarafında eserler vermiştir. Dünya da bir dikili taşı olmayan-olsa idi hemen haber yaparlardı- Hoca Efendi, hayatını insanlığın kurtuluşuna adamış ve onu izleyen gönüllülerden de böyle olmaları istemiştir. Hizmetin yapısı Devlet’ten “almak” üzerine değil “vermek” üzerine kuruludur. Devletin tek bir kuruşu bu hizmete geçmemiştir. Cimri zekâtı ile hem kendini hem de etrafını kandıran insanların yanında Allah’ın Rızasına talip olan bu insanlar her şeylerini vermiş ve bu civanmertlikleri ile herkese de örnek olmuşlardır. Hoca efendi herkes gibi Hükümete uyarılarda bulunmuş, güzel gördüğü yerde desteklemiş, çirkin ve yanlış gördüğü durumlarda da ikaz etmiştir. Ülke zararına olan her davranış ve uygulama da, değişik şekillerde uyarılarda bulunmuş, kendisini geri plana çekip veya şimdi bunu söylersem kırılır, gücenirler diye düşünmemiştir. Bunu gelen her hükümete yapmıştır. İsteği Demokrasinin Mükemmel Şekilde Uygulanması Hoca Efendi de ülkesini seven herkes gibi, hükümetten 12 Eylül Anayasasını değiştirmesini, Askeri Vesayete Zemin teşkil eden yasal düzenlemeleri kaldırmasını, Demokratik ülkelerde Asker hangi konumda ise o noktaya getirmesini, PKK terörünü ve en az onlar kadar tehlikeli Ergenekon Terör Örgütünü bitirmesini ve bir daha böyle oluşumların hayat bulacağı ortamı onlar aleyhine sonlandırmasını istemiştir. Nitekim AİHM’de Tuncay Özkan’ın başvurusunu değerlendirmiş ve 10 Şubat’ta aldığı bir karar ile Ergenekon’u “Hükümeti şiddet yolu ile devirmek isteyen bir terör örgütü” olarak tanımlamış ve şikâyetçinin meşru nedenlerle tutuklandığına hükmetmiştir. Aklı başında herkes de Hoca Efendi ile aynı görüştedir ve aynı isteklerde bulunur. Hoca Efendi ise, "amacı şeriat devleti kurmak olan bir gizli örgütlenmenin başı” olduğu iddiasıyla yargılandığı dava, Ağustos 2000'den Haziran 2008'e kadar sürmüş ve yargılama sonunda beraat etmiştir. Verilen hüküm Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun oybirliğiyle aldığı kararla kesinleşmiştir. Hoca Efendi ve Cemaat ile Ak Parti’nin desteklenmesi ayrı bir mevzudur. Mit, Emniyet ve yargı arasındaki olay ise başkadır. Bu ikisinin karıştırılıp, buradan birilerinin ganimet devşirmeye çalışması ve bunu Hoca Efendi ile Cemaat üzerinden yapması kabul edilecek bir düşünce değildir. Burada ters olan, eğer doğru ise sorgulanması gereken; PKK’yı, KCK’yı Ve HİZBULLAH’ı MİT’in kurduğu söyleniyor. Sonrasında MİT’in bu örgütlerin içine sızmak için ajanlarının suç işlediği söyleniyor. Nasıl bir istihbarat örgütü ki, kendi kurduğu örgütün içine sızmak için suç işleyecek ve bu görüş de kabul görecek. Sadece bu da değil, yapılan OSLO GÖRÜŞMELERİ var. Bu da apayrı bir mevzudur ki meşru zemine çekme adına verilen tavizlerin de makul olması nispetinde kabul edilecek bir davranıştır. İlkini kabul etmemiz imkânsız iken ikincisini takdirle karşılarız. Bu iki mevzunun Hoca Efendi ile ne alakası var. Hoca efendi’yi böyle bir konunun içine çekmek olayı sulandırmaktan başka bir şeye yol açmayacaktır. Hoca Efendi, yayınladığı tek bir geçmiş olsun mesajı ile herkesin hevesini kursağında bırakmış ve oynanan oyunu bozmuştur. Bu da Hoca Efendi’nin ne kadar basiretli ve ferasetli olduğunu gösterir.
Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
![]() YAZARLARTümü
NAMAZ VAKİTLERİ
ÇOK OKUNANLAR Bugün Bu Hafta Bu Ay
![]() Copyright © 2010 Zeytinburnu haber sitesi
Tüm hakları saklıdır. Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Telefon : (0212) 510 23 61 | Gsm : (0536) 276 92 91 Yazılım: Bilişim34 - TE Bilişim
|
|